Korona Günlerinden Sonra ‘’Korona Etkisi’’

Okuyacağınız yazı başta biraz uzun gelebilir. Kısalması için uğraşsam da faydası olur mu diye düşünmüyorum. Nasıl olsa Korona’ya karşı tedbir gereği, eve kendinizi kapatmışken boş işlere de ayırmak isteyeceğiniz bol bol vaktiniz olacak. Bu uzun yazıyla da biraz vakit doldurabilirsiniz. Baştan söyleyeyim, uzun ama hiç değilse bir defa da kolayca okuyabileceğiniz bir akışı, lezzetli dil oyunları, açık açık anlaşılan bol kahkahalı espriler, nükteler vadetmiyorum.

Kıymetli vakitlerinizi sanki boş vakitlerinizmiş gibi gasp etmeye talipliler virüsün yayılma hızından aşarak artacak bu aralar. Alıştığımızdan çok, gözümüze batacak kadar çok olacak. Bu zamanları ileride daha sağlıklı değerlendirebildiğinizde, meğer nelere maruz kalmışız? Dediğinizi duyar gibiyim.

Muhtemelen yıllar sonra bir televizyon programında, politika konuşulurken ya da spor belki de ekonomi hele hele sanat, kısa bir duygu-durum betimlemesi için konuklardan biri, biraz karışık, biraz tutarsız, biraz anlamsız bir benzetme yapacak ve mevzu edeceği konuyu daha yalın hale getirirse, orada bulunmasını sağlayan muallaklıkların kaybolmasını tercih etmeyeceğinden, aksi faydayı gözeterek, ki elbette her hamlede kendi namına prestij kazancı gayesiyle, anlamsız mı yoksa gerçekten içerikteki keşiflikten mütevellit karmaşık mı?, net belli olmayan ifadelerin arasında bir yerde, ‘’Korona Etkisi’’ diye bir şeyden bahsedecek. Ancak o, anlamsız, kelimelerin barındırdığı karşılıklarla uzak-yakın alakasız ve boş ifade değil, burada bahsetmeye çalışacağım ‘’Korona Etkisi’.

Namı, filmlere konu olmuş Butterfly Effect yani ‘’Kelebek Etkisi’’ gibi korona virüs mevzusunun tüm dünyada özellikle sosyal açıdan neleri art arda etkilemesini beklediğimi anlatmaya çalışacağım.

Korona etkisini, hatırladığım kadarıyla yaklaşık 25 yıldır, toplu taşıma araçlarında, herhangi yeri tutmadan yolculuk yapmayı, bunu yaparken sarsılmadan kitap okuyabilmeyi hatta küçük notlar alacak şekilde yazı yazabilmeyi işin eğlencesine çeviren, hiçbir tutamaç desteği almadan yaptığı yolculuğun, sebeplerine can sıkmak yerine bununla mutlu idare edebilmeyi seçmiş biri olarak ele alıyorum.

Otobüste ya da kamusal muhtelif pek çok yerde, elini yıkadıktan sonra musluğu peçeteyle kapatan biri olarak, obsesif muamelesi görmeyi garip bulsam da kanıksamıştım, biliyor musunuz?

Çünkü benden önce tuvalete girip, tam da ben lavaboda ellerimi yıkarken yani benden sonra tuvaletten çıkan, sözüm ona, mürekkep yalamış tayfadan olanı fark etmeksizin, elini-kolunu sallayarak ortak kullandığımız alana, hiçbir huzursuzluk ya da sorumluluk hissetmeden geçen insanlarla beraber, birkaç uluslararası yayın yapan TV kanalı merkezi dahil, memleket kültürüne biçim veren kurumlarda, çalışıp şahit olunca hiç de obsesif değildim tabi ki.

Yani temizlik bizde ata sporu.

Korona gönlerine gelince, beklediğim çeşitli alanlarda, sosyolojik kurumlarda çok çeşitli etkileri olacağına dair öngörülerim var. Bunları hangi sebeplere bağladığımı anlatayım, hem mevcut durumu siz okurla aynı mı gözlemliyoruz? Bunu da tartmış oluruz. Yok, aynı bakmıyorsak zaten yazının geri kalanını okumanızın pek de anlamı olmaz. Yolarımız orada ayrılır ve zaman kaybetmemiş oluruz.

Gördüğüm ve başlarken çıpayı koymak istediğim belki de ayrılacaksa yollarımız daha başından söyleyeceğim nokta şu.

Virüs bağıra çağıra gelmedi. Ama gayet duyulur frekanslarla, dalgalar halinde kulaklarımıza temas etti. Bir tedbir gerektiğinden çok, onun başına gelmiş, o ülkede bu ölmüş, şu ülkede bu olmuş, şeklinde, sanki haftalık rutin izlediğiniz dizilerdeki karakterlerin başına gelen vakalara verdiğimiz tepkiler gibi hayatın içinden sahneler ama gerçek değil, tasavvuruyla, sadece orada bir virüs var uzakta, o virüs bizim magazinimizdir, bize bulaşmaz, bulaşabilecek bir şey de değildir, anlayışıyla haberleri izledik bir süre.

Oysa bize idi o haberler. Virüs uzaktan ama doğrudan bize sesleniyordu. Tek başımıza bize. Hepimizde tek tek, birer kişi olarak bize.

Bu tek başınalık önemli. Virüsün acil değiştireceği şeylerden biri, olura olmaza, oramıza buramıza sürdüğümüz, birliktelik vurgusu. Virüsten korunmak için birlikte hareket etmemiz, birlikte olmamız, birlikte olmamızın süreci atlatmadaki anlam ve önemi vurguları, virüs öncesi dönemin ilk gülünç olduğu anlaşılacak hususlarıydı.

 

Virüs tek kişiye geliyordu. Aynı din gibi aslında. Sin City ve tek sen. Bütün dünya kötülükten kavrulsa da din tek kişiye, onu alana geliyor ve sorumlulukları yerine getirmesini salık veriyordu. O tek kişi kendine dikkat etmeli, birlikte değil birlikten, birliklerden bağımsız, tüm doğru ya da yanlışlara kendi tek bir başı için dikkat etmesi gerekiyordu. Birlikte olmamak gerekiyor, birlikte nefes dahi almamak gerekiyordu. O kadar ki birlikte ise eğer hiçbir şey dahi yapmamak, bunu yapmamanın bile birlikte olmasından sakınmak gerekiyordu.

Artık tek başınaydık. Bilmiyorduk. Kısa zamanda öğrendik. Şimdi kabul edecek miyiz?

Değişen şeyler bununla başlıyor sanıyorum. Birlikte olmamak. Tek olmak.

İtalya’da ölümlerin bile yalnız gerçekleştiğini anlattı orada bir üniversitenin biyoloji bölümünde çalışan bilim insanı hanımefendi.

Kısacası yalnız başımızayız. Artık temizliğimiz başkaları için değil. Sorumluluklarımızı kendimiz için yerine getireceğiz. Ellerimizi çevremiz temiz kalsın diye değil kendimiz için yıkamak, öksürme anında kolumuzla ağzımızı başkalarına mikrop ulaşmasın diye değil, kendi güvenliğimiz için etrafı enfekte etmemek, hastaneye gidip kendimize şöyle bir baktıralım, hem oralarda havalar nasıl?, avm’lerde millet ne yapıyor bir görelim de başkalarından hele de etrafımızdan geri kalmayalım için değil, kendi güvenliğimiz için uğramaktan vazgeçmek durumundayız.

Yalnız kalmayı, kimseye kızıp, bozulup, birilerine ya da hayata küsüp izole olmak istediğimiz için değil bilakis ortaya kızacak ve kavga edip küsecek bir yakın ilişkiye müsaitlik olmadığını geç de olsa anladığımız için seçmek zorundayız.

Devletin ve kurumların aldığı tedbirlere, başkaları uymuyorsa ben niye uyayım? diyebileceğimiz, birlikte, aynı şekilde hareket etmeyeceksek, ben yalnız başıma kayıpları neden göze alayım ki? diyebileceğimiz bir ‘’onlar’’ üzerinden fikirler yürütmek, tedbir çağrılarına hep birlikte uyulmasını beklemek, istemek lüksümüz yok artık. Herkes önce kendine sonra kabul etsek de etmesek de kendine. Bu konuda Peyami Safa’yı mezarından kaldırır vaziyette, bile, isteye Yalnızız.

Yalnız kalmak, tek olmak alışık olmadığımız, korktuğumuz, kaçtığımız bir hal. Hatta bazen maruz kaldığımız bazen başkalarını maruz bıraktığımız bir tür ceza.

Virüslü günlerde yalnızlık..

Çocukları olan için nasıl olacak? Çocuk olanlar, halen birinin, ayaklarına terlik getirdiği, karnı aç mı diye merak ettiği deve boyunda, 40 yaşında ama halen süt kuzusu olanlar için nasıl işleyecek? O kuzunun anası bu durumu nasıl kanıksayacak da, aslında madem kuzusu, o zaman bu bir türlü büyümeyen kuzusundan nasıl uzak duracak?

Buraları en çok da bizim memlekette sorun muhtemelen. Yoksa, Amerika’da Spiderman’lerin, Batman gilin ya da Joker efendilerin ki çok efendidir, İngiltere’de James Bond’ların da bizimkiler gibi anneleri olduğunu düşünsenize. Tabi, onların anneleri evlatlarını sevmiyor olsalar gerek.

 

Anlayacağınız gelinen noktada yalnızlığınızın, ailedeki huzursuzluğun, evde çıkan kavgaların, kopan fırtınaların, çözülen bağların, depresyonların, maddi manevi tüm kötülüklerin anası bu virüs. Virüs biyolojik olarak neleri etkiler, o taraflarını ilgili uzmanlardan öğrenmeye çalışıyoruz. Temelde ağır birkaç belirgin etkisi olduğunu ve olacağını öğrendik. Dikkat edilmesi gerekenler belli. Virüs bulaşması ve hasta olunması halinde alınacak tedbirler de belli. Doğrudan bu virüse yönelik bir aşı olmamakla birlikte, hastalananların çok büyük bir kısmının tedaviye olumlu yanıt verdiği ve iyileştiğini de biliyoruz. Elbette hasta olmasak daha iyi ama panik olacak bir durum yok, denildiğini biliyoruz. Kısacası biyolojik-fiziksel açıdan değerlendirildiğinde etkileri ve sonuçları sınırlı. Ancak sosyal etkilerinin sayısı öyle bir nefeste sayılabilecek kadar değil 2 elin hatta 2 ayağın parmaklarının da yetmeyeceği kadar çok olacaktır.

 

Daha önce bununla benzer etkilere, yayılım ve bulaşma şekline sahip başka virüsleri de tecrübe ettik. Yakın zamanda Ebola, SARS, birinci dünya savaşı sonuna doğru İspanyol gribi, ondan çok daha önce de veba gibi. Bu defa en önemli ve belirleyici farklar, dünya çapındaki yaygınlık, yayılma hızı. Elbette virüsün etkisi kadar fark oluşturan diğer bir belirleyici faktörde dünyanın bugünkü durumu.

En son, bu tür bir vakadan beri dünya üzerinde coğrafya değişiklik oranları ve mesafeleri muhtemelen birkaç kat arttı. Diğer taraftan sanal sosyal ağların kullanımı ve dikkate alınma düzeyi de katlandı. Haliyle virüse maruz kaldığımız bu dönemdeki sosyal etkileşim farkı, sosyal sonuçlarını da farklılaştıracaktır.

Durumu ne düzeyde ortak gözlemliyoruz buraya kadar tartmış olduk. Nihayet bizi neler bekliyor fikrimi beyan edebileceğim.

 

Her neyin uzmanı olduklarını bilemediğimiz bir grup TV fenomeni komplo teorisyeni, bunun bir derin kötülük amacıyla dünyaya şekil vermek isteyen gizli gruplar tarafından planlandığını, insan eliyle hazırlanmış bir organizasyon olduğu üzerinde duruyorlar. O kadar ki bunu çözmek virüse tedavi aşısı bulmaktan daha çok işe yarıyor hissine kapılıyoruz.

Meğer, bu kötücül örgütler, dünyayı daha da globalleştirmek, mesela kripto paraların kullanımını, sanal gerçekliğin gündelik hayata angajesini kolayca hızlandırmak, dünya nüfusunu azaltmak, pazar şartlarına razı sürüleri bir araya toplamak gibi amaçlar güdüyorlarmış.

Bunların hepsine yetişmek imkansız. Benim özellikle birine direk itirazım var.

İnsanlara kötülük mü yapılmış.?

Virüsün fiziki sağlığa tahribatından çok dünyanın sosyal sağlığına tahribatı meselesini değerlendirelim istiyorum.

Virüsün insan eliyle üretilip belli amaçlarla salgın haline getirildiğini kabul edelim. Zaten fiziki sağlığı tahribine itiraz edecek değilim.

Yalnız sosyal açıdan gerçekten de tahrip söz konusu mu? Yoksa insanın özünü bulmasına katkı mı sağladı? Bu bağlamda acaba, illa da bir gizli örgüt işiyse bu, dünyayı içinde bulunduğu bataklıktan kurtarmak, kapitalizmin köküne kibrit suyu çakmak, insanları evlerinde, biraz kendilerini dinlemelerini sağlamak, temel ihtiyaçlar dışında ne kadar çok lüzumsuz ürüne sanki temel ihtiyaçmışçasına ehemmiyet verip onlara sahip olmak adına köleliklere razı olduğumuz bir hayatı değil, bu yalan ihtiyaçlardan vazgeçebilmeyi öğrenebilmemiz için  kendilerince iyi niyetle, her birimizi, birer simulakr olmaktan kurtulmamızı sağlamak düşüncesindeki bir ya da bir grup Vendetta’cının planı olduğunu düşünmek bana daha akılcı ve kolay fark edilir görünüyor.

Hani, bazen ‘’şu kurumun web sitesi hacklendi’’ diye haber duyduğumuzda, kurumuna göre ya da hacker grubuna göre habere bakışımızın değişmesi gibi.

Farz edelim ki bunu birileri yaptı. Bunu fark ettiği için ağzını koca koca yayarak konuşan güya uzmanların, bu fark edişin bize hali hazırda virüs tedbirlerinden hangisinden feragat edebileceğimize dair bir fayda göremiyorum.

Hele ki virüsün sosyal etkilerine dair faydadan ziyade, oluşturulan muamma ve kötücül bir örgütleniş düşüncesi, zaten pimi çekilmiş kaygı bozukluğunu bombasını patlatmaktan başka bir işe yaramaz.

Belki bir grup iyicil örgütün işidir bu.

Bir kaotik olayı çözmek için, kime faydası var? diye bakıldığını biliriz.

Eğer mesele kötülükse ve bu, kimin işine yarar diye bakacaksak, en çok psikologların zengin olacağı kesin. Öyleyse virüsü mükemmel bir mental vaziyette olan 21.yüzyıl dünya insanının psikolojisini bozup sonra da düzeltirken bolca kafası karışık, potansiyel ya da hazır hasta üzerinde araştırma-geliştirme imkanı yakalamak isteyen, artık, saçma sapan dertleri nedir bunların? diye sorup çözemedikleri vakalardan bıkan çılgın psikologlar, gelsin dolarlar-eurolar, gitsin kripto paralar-coinler de hem zengin oluruz hem dünyayı biz yönetiriz demiş ve virüsü yarasalardan alıp yaymış olmalılar.

Oysa iddia edebilirim ki psikologların, bu virüsün üretilmesinde zerre dahli yoktur.

Birileri, bilerek ya da bilmeyerek tüm dünya insanlarına büyük fayda sağlamış oldu. Özellikle de hepimizin psikolojisine şimdiden müthiş çeki düzen verdi. Etkilerini yakında daha net idrak edeceğiz.

Neler değişti? Neler Değişecek?

Belli kurallara uymak için önce çevremizden eylem beklerken geçiştirdiğimiz süreçte kazanç ummamak gerektiği,

Pop-ikon, fenomen, ünlü, ünsüz, zengin, fakir v.b. ölçütlerinin değil önce bilgililik, cahillik, bilgiye ulaşma, bilgiyi kavrama ve onu kullanma becerilerinin değerli olduğu,

Temizlik ve sağlık anlayışının medeniyet göstergesi olduğu,

Temizliğin tercih değil zaruret olduğu,

Medenileşmeme gibi bir tercihin artık mümkün olmadığı, anlaşıldı.

Stokçuluk ya da benzeri ticari ahlaksızlıkların, bunca ulaşılması kolay değerli bilgiye rağmen, dünyanın arpa boyu mesafe kat edemediği,

Ancak virüsün stokçuya torpil geçmediği,

İnsanın, teknik donanımlar edinmesiyle insani özelliklerinin değişmediği,

Çağdaş insanın, bazı temel ihtiyaçlarının farkına varabilecek zamanı bile bulamadan yaşarken, ne fizik ne kültür gezegeninin değişimine ayak uyduramadığını,

Kendisine doğadan gelen muhtelif uyarılara, ‘’ ben çöpümü atayım da onlar atmasın tabi, ben hırsızlığımı-ölçüsüzlüğümü yapayım da başkaları yapmasın tabi, ben elimi yıkamasam da olur başkaları kesinlikle yıkasın tabi, mantığıyla yaşayanların gerçekten yalnızlaşacaklarını,

Kendisine, bilgiler dünyasından gelen çağrılara hiç kulak kabartmadan, çok çok, ‘’bunlar felsefe, felsefe de boş laf’’ klişesiyle hep aynı sığlıkta bakmayı seçtiğini,

İnsanca yaşamanın asgari ihtiyaçlarını temin etmenin zaruret olduğunu ve bu ihtiyaçları karşılamakta güçlük çekenlerin sadece kendileri için değil bunu görmezden gelenler için de risk barındırdığını, mesela, 3 paraya aldığı maskeleri, dezenfektanı 100 paradan ucuza vermeyi zarar sayıp, maske kullanınca kendisini kurtardığını sanırken aslında çevresini saran mikrobik durumun pandemi noktasına gelmesine sebep olarak, kendisini daha büyük bir çözümsüzlüğe mahkum ettiğini nihayet anlamasını, anlamazsa da onunla aynı coğrafyada bile nefes almaktan kaçmakta ve onu sosyal anlamda izolasyona maruz bırakmamızın hakkımız olduğunu anlamamızı,

Tüm dünya insanlarının ve hatta canlılarının asgari ihtiyaçlarını sağlamak için yine tüm dünyanın ortak standartlara kavuşması için ortak uğraşı gerektiğini,

Birlik olmak, birlikte olmak değil iş birliği içinde olmak gerektiğini anladık.

Kapitalizm aşağı, kapitalizm yukarı.!

Bizi insanlıktan, dünyayı zıvanadan çıkaran açgözlülüğümüz sayesinde geldiğimiz noktanın adı Koronoa.

Daha 1 ay öncesine kadar Suriye’de ve dünyanın pek çok bölgesinde insanlık onurunu yerin dibine gömen savaş-çatışmayı görmezden gelmeyi öğrenmiş, sonuçlarını kanıksamış, sınırlarda zulüm üstüne zulüm çeken el kadar küçük insanların çevreye prim yapan bize mastürbasyon fırsatı sunan fotoğraflarını ajitasyon kremalı paylaşan ruhsuz androidlerdik. Bunun ardına ben, IOS kullanıyorum diyenler çıkacaktır.

Nesli tükendiğinde havada virüs bulunması gerekmeden canlı hayatının sonunu getirecek şartlara meydan verecek balina ölümlerine, çevre katliamlarına itiraz edenleri lüzumsuz çıkıntılar, toplumun sivilcileri değil, sivilceleri olarak görüyorduk.

 

Birileri bizi bu rezil dünya uykumuzdan uyandırdı. Tamamen iyi niyetle mi yaptılar. Bilerek mi yaptılar orası muamma kalacak gibi.

Kimlerin işi olduğunu bilsek niyetlerini de okuruz derdim. Ama bu defa iş başka.

Tahmin edilen bir örgüt içindeki daha da derin bir grup var aslında.

Şöyle tespit edilmişler;

Virüsü üretip ilk yakın çevresindekilere bulaştıran bu örgüt, balinalar gibi kendilerine yaşama alanı bırakılmayan bir grup. Onlar hakkında çok şey bilmiyoruz ama bildiklerimiz de az ya da önemsiz sayılmaz.

Kendi aralarında kullandıkları kodlarla anlaşıyorlar. Kolay gidilemeyen, karanlık yerlerde, özellikle gece buluşarak planlar yaptıklarını biliyoruz.

Sonunda, onca baskıya, eziyete, çığlıklarını duymazdan gelmemize karşı bize bu cezayı kesecek cesaret ve güce sahip olduklarına hiç ihtimal vermiyorduk.

Örgüt, 2020 itibariyle, büyük bir kesimimizin haklı olduğunu teslim ettiği Joker beyefendinin bir türlü sevemediği Batman abimizin küçük kardeşleri. Onlara Batman’giller daha bilinen terim adlarıyla Yarasalar deniliyor.

Bize sağladıkları faydayı planlamadıkları kesin. İyilik yapmak derdinde olduklarını söyleyemeyiz. Ancak kanal kanal gezerek, kaygıdan geçinen uzmanlarımızın iddia ettiği gibi bir kötücül örgüt olduklarını da söyleyemeyiz.

Başımıza gelecekler var.!

Tarihin belli dönemlerinde insanlığın karşılaştığı bu tür durumların güncel imkanlar-şartlarla birlikte etkileri de, sonuçları da farklı farklı gerçekleştiği gözleniyor.

Yaşadığımız bu yeni durumun eski tecrübelerini cebimize koyup, bugüne bakalım ve sosyoloji kurumları üzerinden kısa kısa inceleyelim.

 

AİLE – İLİŞKİLER

Egoları zirve yapmış kimlikler alışmadıkları süre kadar beraber, daracık evlere kapanınca çatışmalar kaçınılmaz olacaktır.

Boşanmaların sayısının artması çok yüksek ihtimal.

Diğer taraftan doğum oranlarının yükseleceğini tahmin etmek de zor değil.

Evde bir çocuğu olduğunu fark eden ebeveynler,

Ekrandan çok daha farklı bir iletişim biçimine sahip, sürekli komutlar veren, şekil olarak kendilerinin üzerinden yıl geçmiş ancak bilgi-birikim olarak fark ortaya koyamayan, kısa iletişim zamanlarında, anne-baba dedikleri ancak bu evde tıkılma döneminde tanımlayamadıkları ve kesinlikle ekrana tercih etmeyecekleri varlıklardan daha da sıkılan çocuklar, bu dönemi belli hatıralarla geçirecekler. Yani bugüne gelip geçecek bir hal olarak kalmayacak.

Ekran bağımlılığının artması çok yüksek ihtimal. Diğer taraftan, hazır bol vakitte düşünüp, uzak-yakın akraba ve arkadaşlarla ilişkileri yeniden gözden geçirip belki de başka bir döneme girmek üzere iletişime geçişler, yeni ilişkiler kurulacak, ilişkileri yenileyecek.

EKONOMİ

Her an aklı bir karış havada, kendisi instagram postlarındaki tatil hayalleri için çektiği kredileri ödemek için iş başındaki dünya insanına Korona çarpınca tatile gitmek hayali kurmak zorunluluğu kalkacak. Çünkü kimse onun hayallerini gasp edecek tatillerden insta postları yayınlayamayacağı gibi çevresiyle böyle bir baskı-yönlendirici iletişimi olamayacak.

Büyük bir kitle, hem işler bir süre duracağı için kazanç-harcama hesapları karışacak hem az ya da uzun zaman hiç çalışamadan geçerken yorulduğunu düşünemeyeceği için dinlenmeyi de planlayamayacaktır. Çünkü eldeki para ne kadar, neye yetecektir?

Eldekini yetirmeyi öğrenmenin lüzumu ortaya çıkınca, sağlık riski barındıran başta gıda pek çok ürün evlerde üretilmeye ve daha az tüketilmeye başlanacak. Satın alma alışkanlıkları değişecek. Yapılan eski pazar araştırmalarının hepsini çöpe atabilirsiniz.

Dünyanın bir tarafı yoksulluk sınırının dibinde çırpınırken sırf prestijleriyle yani ürettiklerinin dışında paha biçilen değerleriyle dünyanın bu açlık çeken kısmını doyurabilecek bütçelere sahip spor kulüpleri, birden zarar yazmaya başladılar.

Seyircisiz oynanan maçlara, ‘’biz de insanız, bizim de sağlığımız önemli’’ demeçleriyle itiraz eden futbolcuların dahi yakında, alışık olmadıkları şekilde bir yerlerde hiçbir şey yapmadan duramayacak kadar, aktiviteye – adrenaline neredeyse bağımlı olmalarının da etkisiyle bu fikirlerinden vazgeçip, maçlara gelemeseler de en azından evlerinde oturup sıkılan insanları meşgul edecek en önemli içeriğin üretmek isteyecekler.

Dünyayı mahvetme bahasına yapılan inşaat yığını stadyumların boş tribünleri, bize başka boş yere doldurulan alanlar olduğunu gösterecek. Artık boşluklar daha dikkatli seçilecektir.

Paranın fiziki hareketinin azalacağı, temassız kredi kartlarının dahi devrinin bittiğini söylemek zor değil.

 

HUKUK

Özgürlük nedir diye yeniden soracak cesareti olanların yeniden düşünmesi gerekecek. Tarih boyu yaşanan en geniş kapsamlı büyük kapatılmaya maruz kalırken bizzat kendimiz de kapatılmayı özgür irademizle seçiyoruz. Buna karşı çıkmayı yani özgürlüğün kısıtlanmasına itiraz etmeyi, özgürlüğü kısıtlama olarak belirlediğimiz net bir özgürlük çerçevesi çizmiş oluyoruz.

Hali hazırda gelişen bu yeni durumdan, Korona etkisinden dolayı değil, tamamen adli sebeplerle cezalandırılmak üzere kapatılan kitlenin nasıl korunacağı, ki korunmayan herhangi kişi risk barındırıyorken, onların izole edilmelerinin neye benzediğini kısmen tecrübe etmiş olacak mıyız?

Bizim başımızda gardiyan kim olacak? Zaten başımızda bir gardiyan varsa hapishanelerdekilerden farkımız kalmıyor diyebilir miyiz? Bu gibi sorular ve özgürlük meselesini herkes yeniden değerlendirmek durumunda kalacak.

 

SİYASET

Bizim için hep en iyisini düşüneceklerini vadeden siyasetçilerin pekala yanlış kararlar da bulunmaları mümkün. Mesela İtalya’da ilk olarak dar bir bölgede karantina kararı alınması, sonuçta tüm italya’nın karantinaya sürüklenmesinde etkili olması gibi.

Toplumsal sözleşmenin yenileneceği bir çağa gelmişiz anlaşılan.

 

EĞİTİM

Çevremde, çocuğunun okulundan, öğretmeninden, arkadaşlarından, arkadaşlarının ebeveynlerinden, okulun fiziksel yapısından ve dahasından şikayet eden veli vardı. Şimdi, okuldan beklenen eğitim-öğretim öğretmenlik mesleğinin kapsamına giren sorumlulukların bir kısmı velilere kaldı.

Öğretilen konular da değişmek durumunda. Yeni çağda, çocuklara barınma, giyinme, beslenme temelli temel ihtiyaçlarını asgari şartlarda temin edebilme, üretebilme bilgisi aktarmanın zamanı geldi.

Çocuklar, yeniden, domatesin markette yapılan bir ürün olmadığını öğrenecekler.

Bugün okulda alınan bilgiler için okula kadar mobilize olmaya gerek kalmadığını uzaktan eğitim sistemlerini düşük yaşlara kadar tecrübe edeceğiz. Okul denen yapı hakkında Korona’nın 2 ayda eskittiği dünyada yeni beklentiler ve düzenlemeler gelecektir.

 

DİN

Kitlesel dönemini geçmiş, butik dönemini de yeni bitirmiş inanmanın, artık sadece kişiye özgü, kişiyi bağlayıcı olduğunu ve kimsenin inandığı tanrısının başkasının inandığı herhangi hususu belirlemek vazifesi vermiş olamayacağı, inananın başka birinin alanına müdahale etmediği sürece inandığı gibi yaşarken kimseden de yaşadığı gibi yaşamasını beklememesi gerektiği, din temelli kurumların, tek başına inanç sahibi kişiyi bağladığı, dinin de yalnız kişiyi ilgilendirdiği tek tek kavranılır.

Sebeplere riayet etmekle, kadere inanmak arasındaki kafa karışıklığı büyük ölçüde son bulacaktır. Çünkü, ‘’başıma ne gelirse tanrıdandır, haliyle ben bildiğim gibi devam ediyorum’’, diyen biri, başkalarını tedirgin etmekten dolayı inandığı tanrının nezdinde, günah işleme, kul hakkına girme hususlarında mesul mü? kendisi düşünecektir.

Korona etkisi ile din değişmez ancak dinin algılanış biçimi pekala değişecektir. Ölümün ne kadar yakınımızda olduğunu daha iyi kavrayacağız.

Alkollü içki tüketiminin azalacağı ve üreticilerinin alıştıkları kazancı yakalayamayacakları kesin ancak bunun dünyanın dindarlaşmasıyla ilgili olmadığı da kesin.

 

BOŞ ZAMANLARI DEĞERLENDİRME – EĞLENCE

En güzeli de burası. Sivil toplum gelişmiş oldu. Dünyanın globalleşmesinden kitlelere yönelik pazarlama yöntemleriyle kazançlar elde etmek için hiçbir etik tanımayan karteller, Korona etkisiyle globalleşmeye dur diyen, birlikte olmak yerine, iş birliği içinde olan tüm dünya insanları, virüs sayesinde gelişen sivil toplum ve sivil toplumun belirleyici gücünü fark eden, belki de tarih boyu ilk defa amasız, fakatsız, insan-grup-örgüt- etnik kimlik-ülke ayırmadan, ortak bir amaca, eşit mesafede, eşit gayretle, daha şimdiden el yıkamak, dirsek içine öksürmek gibi kendi ikonik davranışlarını da hiç tartışmadan kabul edip uygulayan birey, çağına kadarki tüm tecrübeleri biriktirerek, kendini yeniden kurgulayabileceğini görebildi, bunu yapabileceğine inandı. İnancını pekiştirecek bir süreçten geçti.

Korona etkisi sayesinde insanlık, eğlencenin de tek başına ama bencilce olmayanlarını arayıp bulacaktır.

 

Sosyoloji kurumları dışında bir de olgu var ki tüm yaşadıklarımızın ve hissettiklerimizin boyutunu değiştiriyor. Bu olguya değinmeden olmaz.

TEKNOLOJİ

Kartlar yeniden karılıp, dağılıyor. Deste teknolojinin elinde. Karantina-izolasyon zamanlarında ekran bağımlılığının artması doğal. Ancak acelemiz kalmayınca izlenecek şeylerin içeriklerini daha iyi seçmek için daha açık bakışla değerlendirme fırsatı bulunacak. Belki uyuşturucu etkisinden kurtulabilirsek sıkıcılık bile yapar. Yerine ekran bağımlılığının düşmanı okuma alışkanlığına dönüşebilir.

Çok hızlı gelişen teknolojik aygıtların sadece müşterisi değil kullanıcısı da olabilecek zamanımız var bir süre. Kendimize zaman ayırmayı yeniden öğrenebileceğiz.

 

İnternet ve GSM operatörleri yeni kampanyalar, e-marketler ve kargo şirketleri sistemlerini, en dip hataya göre optimize edecek. Bir süredir test edilen pek çok uzaktan yönetimli, insan kaynağından yararlanılmayan araçlar hayatımıza hızlıca girecek. Boy boy dronelar sadece kurye olmaktan çıkıp muhtemelen insan taşıma kısmında daha hızlı hizmet vermeye başlayacak.

Bizi çok daha güvenli internet alış-verişleri bekliyor.

Teknoloji gelişimi, üretimi için dünyanın canına okuyan fabrikaların daha az atık üretmesi için sivil toplum baskısı etkili olacak. Elektrikli araçları planlanandan daha önce hayatımızın ortasına yerleşince çocuklarımız temiz havalarda büyüyebilecek.

 

Hasılı

Bu yazıyı okuyabilecek kadar zaman ayırabilmenizi sağlayan bu virüsün zararsız olduğunu, bizi üzmediğini söylemiyorum.

Virüs iyileri, kötüleri ayırmıyor. Bu yazıdan bunu anlayabilecek ya da manipüle etmeye yeltenecekler için bu yol kapalı.

Belki ben de Korona’ya yakalanıp hasta olurum belki ölenleri arasına karışırım.

Ama düşünsenize, Nusrat Fateh’ler, Neşet Ertaş’lar, Barış Manço’lar, Jimi Hendrix’ler, benim neslime ya da neslimin onlara alaka duymasına denk geldi. Bunların da öldüğü bir yer dünya. Bizden sonra geriye bir şey kalacak mı demeye başlamıştık.

Korona bizden sonrayı güzelleştirmeye, dünyanın iyileşmek için ihtiyacı olan bir sürü değişikliği nasıl yakalayacağını ümitsizce sorduğumuz ve sonun geldiğini gösteren delillerin başımıza yağdığı bu dönemde geldi. Kısa süre içinde insanlığımızı tek eksik kişi kalmayana dek hissetmemizi sağlayacak. İnsan kalmak istemeye bağlı olmayacak belki de.

Korona etkisi bu işte.

Hissetmemiz ve hatta yaşamamız gereken ama hep başkalarında görmeye alıştığımız duyguları yaşayarak, bizi yeniden var ederek hatırlatıyor.

Zarureten insan olmak, insan kalmak..

Düşünebilmek, sadece bir kesimin değil artık herkesin fırsat bulduğu insani bir eylem olacak. Bol bol düşünecek zamanımız ve kararlar alırken vazgeçtiklerimizin aslında çok da vazgeçilmez şeyler olmadığını tartıp biçebileceğimiz kadar bol zaman.

Kaygıdan uzak düşünebilmek imkanımız var. Bunu iyi değerlendirebilmemiz dileğiyle.

Dokunmadan temasta kalalım. Ölürsek de canımız sağ olsun. Güzel bir dünya geliyor. Sağlıcakla.

 

Onur HAYRİ Erdal
Sosyolog – Fütürist

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: